Karadağ; “Kadının zekâsından, bilgisinden, faydalanmayan milletlerin dünyaya egemen olması mümkün değildir”

Karadağ; “Kadının zekâsından, bilgisinden, faydalanmayan milletlerin dünyaya egemen olması mümkün değildir”Türkiye Kamu Sen Sivas İl Temsil ve Türk Eğitim-Sen Sivas İl Başkanı Muzaffer Karadağ, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle yazılı basın açıklaması düzenledi. Karadağ; açıklamasında; kadının zekâsından, bilgisinden, gücünden faydalanmayan bir milletin ilerlemesinin, kalkınmasının, dünyaya egemen olmasının mümkün olmadığını söyledi.

Türkiye Kamu Sen Sivas İl Temsil ve Türk Eğitim-Sen Sivas İl Başkanı Muzaffer Karadağ yazılı açıklamasında; “Tarihte Türk Milleti Kadına çok önem vermiştir. Dünyadaki ilk buluşları yapan Uygur Devleti’nin sırrı insana çok önem verip, düşüncenin önündeki engelleri kaldırmasıdır. Uygurlar, dünya da ilk üniversiteleri kuran, birçok buluşu yapan, bilime ve insanlığa hizmet eden bir Türk devletidir. Uygurlardan Karahanlılar ve Selçuklular üniversiteleri almışlardır. Avrupalılar haçlı seferleri sırasında Anadolu’da gördükleri üniversitelerin aynısını yapmışlardır.” dedi.

Karadağ; “Ünlü Seyyah ibn-i Batuta uzun süre kaldığı Türkistan gezisi notlarında ‘Türklerde gördüğüm en ilginç olay tek eşli evliliklerin yapıldığı ve hayatın her anında çarşıda, pazarda hatta savaşta kadının, erkeğin yanında yer almasıdır. Türklerde kadın her yerde her işte bulunmaktadır. Hayatta bu kadar yoğunlukta yer alan kadın yönetimde bile söz sahibidir. Kadınlar bu kadar rahatça her yerde iken nasıl rahatlar, onlara zarar veren yok mu diye sorulduğunda; Asla ahlaksızlık olmaz, olduğunda da cezaları çok ağırdır’ diye bahsetmektedir. Gerçekte tarihte Türk Milletinde devleti yöneten bakanların, komutanların katıldığı kurultaya Kağanın eşi, Şadların eşi, Tiginlerin eşleri de katılırdı ve oy hakkına, söz hakkına sahiptiler. Kadınlar savaşılmayacak derlerse, oylamada galip gelirse devlet savaşa girmezdi.” dedi.

Tarihte Türk Milletinin kadına verdiği önemi diğer milletlerin tarihçilerinin, bilim adamlarının da kabul ettiklerini söyleyen Karadağ; “Osmanlı Devleti kurulurken Anadolu’ya akın akın gelen Türkler, Bacıyan-ı Rum Teşkilatı (Anadolu Kadınlar Teşkilatı) çok önemli rol oynamıştır. Buradaki Rum sözcüğü Roma’dan gelmektedir, Anadolu’yu kastetmektedir. Bu günkü Rumlarla alakası yoktur. Savaşta, barışta, üretimde Bacıyan-ı Rum Teşkilatı erkeklerin yanında yer almıştır. Zaten kadının zekâsından, bilgisinden, gücünden faydalanmayan bir milletin ilerlemesi, kalkınması, dünyaya egemen olması mümkün değildir. Kadının katkısından faydalanmayan toplumlar tek kürekli sandala benzerler. İlerlemesi çok güçtür.
Kadınlar birçok konuda erkeklerden daha güçlüdürler. Üzüntüye, güçlüklere, acılara erkeklerden daha çok dayanıklıdırlar. Peki kadına bu kadar değer veren bir millet ne olduda kadını çarşıdan, pazardan, okuldan, bilimden dışladı, kapalı kapılar ardına, kafesler arkasına terk etti? Osmanlı Devletinin kuruluşunda savaşta bile birlikte cephede savaşan kadın hayatın dışına nasıl atıldı? Biz Türkler Anadolu’ya gelmeden önce İran’da büyük bir devlet, Büyük Selçuklu Devletini kurduk. Başkenti Rey, bu günkü İsfahan şehridir. İran’daki en önemli tarihi eserlerin, üniversitelerin tamamının kurucusu Türk’tür. Türkler, İslam’ı İran’a girmeden önce kabul ettiler ama bu günkü gibi telefon, belgegeçer, televizyon, gazete ve ulaşım çok kolay olmadığı için biz İslam’ı İranlılardan öğrendik. İranlılar da kendi kültürlerini İslam adına bize verdiler veya biz İslam diye İran’ın milli geleneklerini aldık. Örneğin; Araplarda namaz kavramı yoktur, salât vardır, biz de İranlılar gibi salât değil namaz deriz. Araplarda peygamber sözü yoktur. İranlılarda vardır. Biz de Resul değil, peygamber deriz. Bu örneklerin binlercesini sayabiliriz. İşte İran’ın İslam’la ilgili olmayan birçok geleneğini biz İslam sanıp aldık. İslam’da kara çarşaf yoktur, örtünme vardır ama İranlıların kara çarşafını biz İslam diye aldık. İslam’da örtünme sadece kara çarşafla olacak diye bir şart yoktur. Örtünme Allah’ın emridir. Ülkemizde kadınlarımızın kararına saygı duyulmalı, örtünenle başı açık gezen kararlarından dolayı asla farklı muameleye tabi tutulmamalıdır.” dedi.

Osmanlı Devletinin başlangıcında hayatın her evresinde savaşta bile olan kadının çarşıdan, pazardan, okuldan, üretimden uzaklaştırılıp, karanlık köşelere, kafeslerin arkasına atıldığını belirten Karadağ; “Peygamberimiz döneminde bir gün sabah namazında peygamberimiz çok hızlı ve kısa okumalarla namazı bitirir. Niçin acele ettiği sorulunca Peygamberimiz; ‘Kadınlar bölümünden bebek ağlaması sesi geliyordu, bebek annesini emmek için ağladı. Ben de bebeği çok bekletmemek için namazı çabuk bitirdim’ diye buyurmuştur. Şimdi gelin biraz kendimize bakalım. Peygamberimiz döneminde küçük bebekleriyle sabah namazına gelen kadınlar bu gün bırakın bebeğiyle gece namaza gelmeyi, yaşlı kadınlar bile gündüz camilere rahatça gelemiyorlar. Hz. Hatice annemizin tüccar olduğunu unutmamalıyız. Peygamberimiz döneminde kadınlar camilere o kadar yoğun geliyorlardı ki Peygamberimiz daha rahat etsinler diye caminin duvarını yıkarak kadınlara özel kapı açmıştır.” dedi.

Karadağ; Kısacası hem dinimizde hem Türk Milleti’nin töresinde kadın, kapalı kapılar arkasına atılmayan, değer verilen bilgisinden, katkısından faydalanılan, saygı duyulan bireylerdir. Biz önümüze dönüp tarihteki atalarımız gibi kadına gereken önemi verip, kadının gerçek anlamda değer bulmasını istiyoruz. Böylece milletimizin kalkınması daha hızlı ve güçlü olacaktır. Tüm kadınların Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz.” dedi.

"Bu yazı 130 kez okundu. "

Yorum Ekle | Haberi Öner | Yazici Çiktisi Al


Habere Eklenen Yorumlar

Habere ekli yorum bulunmamaktadir.